“Kent Uzlaşısı” operasyonuyla 19 Mart’ta gözaltına alınıp tutuklanan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan‘ın avukatları tutukluluğa itiraz dilekçesinde dikkat çekici noktalara vurgu yaptı. 2019 seçimlerindeki ‘İstanbul İttifakı’ ile 2024 seçimlerindeki ‘Türkiye İttifakı’nın suçmuş gibi gösterildiğinin belirtildiği dilekçede hakkında yakalama kararı bulunan Azad Barış’a ilişkin de, “Bu şahsın PKK/KCK siyasi alan sorumlusu olduğuna dair iddianın hangi maddi delillere dayandırıldığı belli değildir” denildi.
Ayrıca, önceden soruşturma başlatılmasına rağmen Azad Barış’ın nasıl resmi şirket kurduğu ve 5 Mart’ta Berlin’e uçabildiği gündeme getirildi.
19 Mart operasyonları kapsamında gözaltına alınıp tutuklanan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın avukatları Hüseyin Ersöz, Enes Ermaner ve Buse Şahin, tutukluluk kararına itirazda bulundu.
Avukatlar tarafından Hakimliğe verilen 35 sayfalık itiraz dilekçesinde, Şahan’ın tutuklanmasına dayanak olarak gösterilen konulara ilişkin açıklamalara ve değerlendirmelere yer verildi; tutuklama kararının “hukuka açıkça aykırı olduğu” belirtilerek, Şahan’ın tahliyesi talep edildi.
Dilekçede, Şişli Belediye Başkanı Şahan hakkında verilen tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesi yönünden ileri sürülen, “Kent Uzlaşısı örgütsel faaliyetlerine ilişkin tümünün ortak örgütsel irtibatı olarak PKK/KCK terör örgütü siyasal alan yapılanması sorumlusu firari Azad Barış ile HTS kayıtlarının bulunduğu” gerekçesine ilişkin incelemelere yer verildi.
AZAD BARIŞ, 5 MART’TA BERLİN’E UÇMUŞ
İtiraz dilekçesinde Azad Barış’a ilişkin, “Bu şahsın PKK/KCK siyasi alan sorumlusu olduğuna dair iddianın hangi maddi delillere dayandırıldığı da belli değildir” denilirken Barış’a ilişkin, “Bu kişinin PKK/KCK’nın siyasi alan sorumlusu olduğu ve özellikle 2024 mahalli idare seçimleri öncesinde yoğun faaliyet yürüttüğü iddia edilmekteyse de basına yansıdığı kadarıyla bu şahıs hakkında huzurdaki soruşturmaya kadar herhangi bir adli işlem yapılmamıştır. Nitekim basına yansıyan bilgilere göre, bu şahsın Ağustos 2024’te resmi bir şirket kurduğu, çeşitli gayrimenkul alım satımları yaptığı, hatta son olarak 5 Mart 2025’de İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı üzerinden Berlin’e uçtuğu anlaşılmaktadır. Huzurdaki soruşturmanın 2024 yılında başlamış olması ve soruşturmanın kilit isminin de bu şahıs olarak lanse edilmesine rağmen bu şahsın nasıl olup da ülke içinde resmi şirket kurduğu ve hatta 5 Mart 2025 gibi çok yakın bir tarihte resmi kanallardan yurt dışına çıktığı anlaşılabilir olmaktan çok uzaktır” ifadeleri yer aldı.
Şahan ile Barış’ın birçok kez ortak baz bilgisi verdiği ve ortak baz bilgileri vermeleri nedeniyle yüz yüze görüşmüş oldukları yönündeki iddialara ilşikin, “Aynı baz istasyonu üzerinden telefon görüşmesi yapılması ya da sinyal bilgisi verilmesi, fiziksel olarak aynı ortamda bulunulduğu anlamına gelmediği vurgulandı.
“BAZ İSTASYONLARININ KAPSAMA ALANI 35 KİLOMETREYE KADAR ÇIKABİLMEKTEDİR”
Dilekçede, konuya ilişkin şu bilgilere yer verildi:
“İstanbul’da binlerce baz istasyonu vardır. Bu sayı nüfus yoğunluğuna, coğrafi yapıya ve veri trafiğine göre artmaktadır. Baz istasyonlarının kapsama alanı genellikle 300 metre ile 2 kilometre arasında olmakla beraber binaların yoğunluğu, yüksekliği, coğrafi engeller (tepe, bina, ağaç vs.) kapsama alanını 35 kilometreye kadar çıkarabilmektedir. Yine baz istasyonlarının yönlü (sektörel) çalıştığını da belirtmek gerekir. Genellikle her baz istasyonunda 3 yönlü anten olup bu antenlerin her biri 120 dereceyi kapsar. Bu da bir kişinin hangi ‘sektörde’ olduğu bilgisini yaklaşık olarak vermekte ama kesin konumunu elbefe saptayamamaktadır. Bu bağlamda belli bir baz istasyonundan sinyal veren kişinin muhakkak o noktada olduğundan bahsetmek zaten mümkün değilken, bu hususa rağmen anılan HTS kayıtlarından müvekkille anılan şahsın bir arada olduğuna ilişkin çıkarım yapmak tümüyle olanaksızdır.”
“2 KİŞİNİN AYNI ANDA BAZ İSTASYONUNDA SİNYAL VERMESİ…”
“2 kişinin aynı anda aynı baz istasyonundan sinyal vermesi ya da o baz istasyonu üzerinden telefon görüşmesi yapmasının bu kimselerin yan yana olduğunu ispatlayamayacağına ilişkin bir diğer sebep de baz istasyonlarının kapsama alanının genişliğidir. Öyle ki aynı baz istasyonuna bağlanan kişiler 1 kilometre, hatta daha fazla mesafeyle birbirinden uzakta olabilir. Özellikle çok yoğun alanlarda bile bir baz istasyonu 2 kilometre çapında bir alanı kapsayabilir ki bu yaklaşık 12 futbol sahası büyüklüğünde bir alana tekabül etmektedir. Yine belirttiğimiz üzere baz istasyonları yönlü/sektörel olarak çalışmakta olup aynı baz istasyonunun farklı yönlerine bağlanan iki kişi birbirini hiç görmemiş bile olabilir. Örneğin biri kuzey sektörüne, diğeri güney sektörüne bağlı olabilir.”
Öte yandan dilekçede, baz istasyonlarının her zaman doğru yer bildiriminde bulunmadığı da belirtilerek baz istesyonlarının, handover (aktarım) özelliği veya operatörün yük dengelemesinden kaynaklı olarak hatalı konum bilgisi verebildiği bilgisine de yer verildi.
Ayrıca, iletişimin tespiti ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirlerine dayanak kararların Şahan’ın avukatları tarafından görülmediği, bu nedenle de söz konusu kararların hukuka uygun olup olmadığının değerlendirmesinin yapılamadığının da altı çizildi.
BİLİŞİM MÜHENDİSİNİN MÜTALAASI EKLENDİ
Ayrıca, adli bilişim mühendisi Tuncay Beşikçi tarafından gerçekleştirlen uzman mütalaasının da dilekçeyle birlikte hakimliğe sunulduğu belirtildi.
Dilekçe’de mütaalada, “Yapılan incelemede, her ne kadar Azad Barış ile Resul Emrah Şahan’ın 01.12.2023 ile 31.03.2024 tarihleri arasında (yakın) baz kayıtları incelendiğinde 354 adet ortak baz kaydının olduğu tespit edilse de, baz istasyon kapsama alanlarının 0 ila 35km’lik bir alanı kapsayabileceği, listesi verilen baz istasyonlarının bazı Hücre ID (Cell ID) numaralarının farklı olduğu, her Hücre ID numarasının yaklaşık 120 derece açıyla farklı yönlerde bulunduğu ve farklı Hücre ID numaralarında tespit edilen telefonların yan yana bulunmasının teknik olarak mümkün olmadığı anlaşılmıştır” ifadelerinin yer aldığı aktarıldı.
“İDDİALAR VARSAYIMA DAYANIYOR”
Soruşturma kapsamında Şahan’a yönelik yöneltilen suçlamaların temelinde “Kent Uzlaşısı” kavramı ve “HDK”ya ilişkin iddialar yer aldığının aktarıldığı dilekçede, iddiaların ” tamamen ‘varsayıma’ dayandığı” ve soruşturma makamlarınca, varsayımı destekler nitelikte açık, kesin ve inandırıcı herhangi bir delil gösterilemediği ifade edildi.
Dilekçede konuya ilişkin, “tutuklama sevk yazısında çeşitli il başsavcılıklarınca HDK’ya yönelik soruşturmaların yürütüldüğü, bu kapsamda HDK merkezinde arama yapıldığı ve çeşitli dokümanlara el konulduğu da belirtilmesine rağmen, bu soruşturmalar yoluyla elde edildiği ifade edilen pek çok veri içerisinde dahi sözde kent uzlaşısı iddiasını destekleyebilecek herhangi bir somut delil bulunduğu ortaya konulamamaktadır” denildi.
Dilekçede, soruşturmada yer alan “Kent Uzlaşısı” ifadesine ilişkin, “Soruşturmanın bütünü açısından iddiaların temelinde; 2024 seçimlerinde CHP tarafından Türkiye’nin tamamında ve elbette bu arada İstanbul’da başarıyla uygulanan ‘Türkiye İttifakı’ gerçeğinin soruşturma makamlarınca çarpıtılması ve PKK/KCK üst düzey yöneticilerinin aslında tümüyle ilgisiz kimi söylemlerinden yola çıkılarak bu ittifakın ‘Kent Uzlaşısı’ adı altında güya ‘gizli bir anlaşma’ gibi lanse edilmeye çalışılması yatmaktadır. Oysa anılan seçimlerde CHP tarafından uygulanan tek model ‘Türkiye İttifakı’ olup tamamen CHP’nin yetkili kurullarınca hazırlanıp uygulanan bu model, klasik siyasi bloklaşmaların ötesine geçmeyi amaçlayan bir siyasi strateji ve söylem biçimi olarak tasarlanmış ve seçimlerde başarıyla tatbik edilmiştir” denilirken “Türkiye İttifakı”na ilişkin ise, “İlk olarak 2019 seçimlerinde CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu’nun kullandığı ‘İstanbul İttifakı’ söylemi, 2024 seçimlerinde güncellenerek ‘Türkiye İttifakı’na evrilmiş, bu kavram, belli bir siyasi partinin değil, İstanbul’da yaşayan farklı siyasi eğilimlere, etnik kökenlere ve inançlara sahip her kesimdeki bireylerin ortak kamusal fayda etrafında birleşmesini hedeflemektedir” ifadeleri kullanıldı. Ayrıca, Şahan’ın CHP’nin karar verici organlarında görev almamış olduğu da hatırlatılarak, “Türkiye İfifakı”nın şekillenmesinde de bir rol üstlenmediği belirtildi.